Ana Sayfa Ürünler Teknik Bilgi İletişim ve Ücretsiz Su Testi
  •  

İnsan vucüdunun %70 ini su oluşturmaktadır.

  •  

Tıp dünyasına göre sağlık bir yaşam için vucüdunuzun her gün en az 8 bardak sağlıklı temiz suya ihtiyacı vardır.

  •  

Sudan kaynaklanan salgın hastalıklar dünyada yaygındır. Son 6 yıl içinde Amerika ve Avrupa'da kayıtlara geçmiş onbinlerce vaka vardır.

  •  

Amerika Su Kalite Birliği ve USAToday/CNN/Gallup poll'a göre görüşülen 100 kişiden 47'si evlerde kullanılan su kaynaklarının güvenli olmadıkları için suyu direk içmemektedir.

  •  

Bekleyen sular bayatlar ve bakteri üretir.

  •  

Hiç bir sıvı içecek suyun yerini tutamaz.

  •  

Kanser başta olmak üzere, ölümcül hastalıkların çoğu kirlenmiş sulardan  kaynaklanıyor.

  •  

Her duru berrak su temiz değildir. İçtiğimiz sular sanayi atıkları, kimyasal tarım, v.b. etkenlerle  kirlenmektedir. Bunlara su borularının bakımsızlığı sonucu oksitlenme  ile  suya ağır metal karışması sorunu da ayrıca  ekleniyor. Tarımda kullanılan gübre kimyasalları  yağmur ve sulamalarla topraktaki yeraltı sularına karışıyor Ayrıca tuvalet çamaşır banyo v.b. atık sularda sularımıza karışmaktadır.

  •  

Su içmek kanı sürekli temizler, zihni açar ve yorgunluğu giderir.

  •  

Sağlıklı ve kaliteli su içmek vucüta depolanan yağların yakılmasına yardımcı olur, iştahı bastırır. Her sabah 1 bardak su, meyve çayları, yeşil çay içmek diyetlerde zayıflamaya yardımcı olduğu kabul edilmiş bir gerçektir.

  •  

Sağlık ve yumuşak su cildi devamlı nemli tutar, yaşlanmayı geciktirir, traşlarda prüzsüz cilt için çok faydalıdır.

  •  

Bağırsaklara son derece faydalıdır. Hızlı emilmeyi sağlar

  •  

Kandaki kolestrol seviyesini, yüksek tansiyona çok faydalıdır.

  •  

Hücrelerden zararlı madde atımını kolaylaştırır.

  •  

Böbrek taşlarının oluşumunun engellenmesine yardımcı olur.

  •  

Meyve ve sebzelerde bulunan ilaçlama atıklarını yok eder.

  •  

Çay, kahve ve diğer içeceklerde tadı, kokuyu ve rengi mükemmelleştirir.

  •  

Kaynama enerjisinden %25-30 tasarruf sağlar. Bu vesiylele yemeklerin protein ve besin değeri düşmez, mükemmel lezazet katkısı yapar.

  •  

Suda hangi analizler yapılmalıdır?
Görünüm, renk, bulanıklılık, toplam sertlik, klorür, iletkenlik, nitrit, amonyak, nitrat, demir, kurşun, mangan, alkalinite, pH, toplam bakteri, koliform bakteri bakılması gereken parametrelerdir.
Sudaki hangi maddeler ne tür rahatsızlıklara sebek olur?
Arsenik: Karaciğer ve ciltte kötü huylu tümör oluşumu, kramplar, spazmlar, sinir sistemini etkiler.
Baryum: Uzun süreli uyarıcı kas reaksiyonları, sinir blokajı
Benzen: Kanser, lösemi, anemi
Kadmiyum: Bronşit, anemi, mide rahatsızlıkları
Karbon Tetraklorid: Merkezi sinir sistemi baskısı, mide, karaciğer ve böbreklerde hasar, koma ve ölüm
Klordan: karaciğer ve böbrek hasarı
Klorobenzen: Solunum sisteminde iritasyon, merkezi sinir sisteminde depresyon
Kloroform: Karaciğer, böbrek ve kalp etkileri
Kromyum: Böbrek hasarı, kanser
Bakır: Mide iritasyonu, çocuk ve bebek ölümü, Wilson hastalığı
Dikloroetilen: mide bulantısı ve baş dönmesi
Etilendibromid: Doğurganlığın azalması
Florit: Yüksek dozlarda iskelet sistemi hasarı
Heptaklor: Tümör oluşumu
Kurşun: Sinir sisteminde, böbreklerde, üreme sisteminde hasar.
Lindan: Kronik karaciğer hasarı, anemi, lösemi
Merkür: Böbrek yetmezliği, ölüm
Metilen Klorid: Zehirli
Nikel: Hiperglisemin, mide ve sinir sistemi rahatsızlıkları
Pentaklorofenol: İştah kaybı, solunum yetmezliği, uyuşma, koma ve ölüm
PCB: Cilt ve karaciğer hasarı, mide bulantısı, kilo kaybı, koma, ölüm
Selenyum: Kanserojen, mukusta tahribat
Sülfat: Laksatif etki
Tetrakloroetilen: Merkezi sinir sistemi etkisi, uyuşma, ölüm
Toluen: Uyuşturucu etki, gözlerde ve solunumda iritasyon
Toksafen: Akciğer hasarı
Trikloroetan: Uyuşturucu etki, merkezi sinir sisteminde depresyon, bilinç kaybı, ölüm
Trikloroetilen: Merkezi sinir sisteminde depresyon, koordinasyon kaybı, bilinç kaybı
Trihalometan: Kas ve sinir sisteminde etki, bilinç kaybı
Vinilklorid: Merkezi sinir sisteminde depresyon, görme ve işitme kaybı, ölüm
Ksilen: Mukoz yapı iritasyonu, akciğer tıkanması, böbrek yetmezliği
Çinko: Kas sertliği ve acı, iştah kaybı, mide bulantısı

  •  

Yaşam İçin Su:

Vücudun suya olan ihtiyacı, besine duyduğu ihtiyaçtan çok daha fazladır. İnsan hiçbir gıda yemeden  8 haftaya kadar yasayabildiği halde su içmeksizin 1 haftadan daha fazla yasayamaz. Yüzde 55 ile 75'i sudan oluşan vücudumuzdan günde, terleme, solunum benzeri aktivitelerle 2–3 litre su kaybederiz. Suyun yaşamsal önemini ortaya koyan vücuttaki fonksiyonları söyle sıralanabilir:

Karbonhidrat, protein, vitamin, mineral gibi besin öğelerinin, vücudun en uç noktalarına kadar taşınarak, tüm hücrelerin beslenmesi ve yaşamını sürdürmesine olanak sağlamak.

Hücrelerde oluşan artik maddelerin böbreklere taşınıp, vücut dışına atılımına yardımcı olmak,

Bağırsaklarda biriken artik maddelerin, vücut dışına atılımına yardımcı olmak,

Eklemlerimizi kayganlaştırmak,

Gözlere, ağza, burna nemlilik sağlamak,

Derinin nemini kontrol etmek.

Kanımızın yeterli hacimde olmasını sağlamak,

Vücudumuzun ısısını düzenlemek,

Soğuk havalarda ısıyı izole etmek,

İlaç kullanıyorsak, ilacın gerekli yerlere taşınmasını sağlamak, ilaçtan oluşan artik maddelerin vücuttan atılımına yardımcı olmak

  •  

Bebeklerin Ve Çocukların Su ihtiyacı

Anne sütü alan bebeklerde sıcak havalarda, ishal oluştuğunda veya tekrarlayan kusma durumlarında ek olarak su vermek gereklidir. Bebek mamaları kullanılıyorsa bebeğe mutlaka ek su vermek gerekir. Öte yandan annenin mama hazırlarken kullanacağı su miktarına ilişkin uzman önerilerine özen göstermesi büyük önem taşır.

Susayan bebekler tıpkı karni acıkan bebekler gibi tepki verirler. Bu nedenle anneler bazen bebeğin suya ihtiyacı varken, süt veya mama sunarlar. Çocuk verilen besini yiyebilir, ancak susuzluğu daha da artmış olur. Anneleri, ağlama durumlarında bebeğin su ihtiyacının artmış olabileceğini dikkate almalı ve susuzluk hissi dinene kadar su vermeyi sürdürmelidir.

Bebeğin böbrekleri idrarı yeterince yoğun hale getiremediği için vücutta oluşan artik maddeleri atmak için daha çok su kullanır. Bu durum bebeğe kati besinler verilmeye başladıktan sonra su eksikliği oluşma riskini daha da artırır. Bebeklere ek besin vermeye başlanıldığında mutlaka su da verilmelidir.

Su yetişkinlerde vücut ağırlığının yüzde 50-60'ini oluşturur. Bu oran normal zamanda doğmuş bebeklerde yüzde 70'e, erken doğmuş bebeklerde yüzde 80'e kadar ulaşır. Yetişkinlere oranla çocuğun vücudundaki fazla su, hücreler arasında ve dolaşım sisteminde bulunur. Su terleme, ishal, kusma ve idrarla çok daha kolay kaybedilir. Kaybedilen suyun yerine konulmaması çocuğun yaşamını tehdit edebilir.

  •  

Yaşlılar ve Su

İnsan yasam evreleri arasında en az suyu, yaslılık döneminde içer. Çünkü insan beyninin yaslandıkça, susuzluk sinyallerini gönderme oranı azalır, hatta tümüyle körelir ve yaslı kişilerin aklına su içmek gelmediği için su içmezler. Yutma yetenekleri bozulduğundan yeterli sıvı alamazlar. Hareket güçlüğü, idrar yapmada zorluklar yaslıları, “daha az tuvalete gitmek için daha az sıvı almaya” yöneltir.

Oysa yaslılık döneminde suyun yaşamsal önemi büyüktür:

Yaslılık döneminde ilaç kullanımı artar ve ilaçların büyük bölümünde vücuttan su çıkısını artırıcı yan etkiler vardır.

Yaslı kişiler, daha az hareket ettikleri, vücut kompozisyonları değişip metabolizmaları yavaşladığı için daha az kaloriye ihtiyaç duyarlar.

Yasin ilerlemesiyle birlikte böbreklerin idrarı konsantre etme yeteneği azalır ve sıvı kaybı daha da artar.

Vücutta su dengesinin korunmasına yardımcı olan hormonların yapımı azalır veya böbreğin bu hormonlara cevabi bozulur.

Yaslılar basit bir nedenden, su içmemekten dolayı hastaneye yatacak duruma bile gelebilirler. Vücudun ihtiyaç duyduğu oranda sıvı alınmaması halinde ortaya su sonuçlar çıkabilir:

Ölüm

Sindirim sistemi bozuklukları ve bağırsaklarda sıkışma,

Zihinsel performansta bozulma,

Bas ağrısı

Deride kuruma,

Beden hareketlerinde azalma ve bozulma

Uyku sonrası sersemlik hali.

  •  

Sporcuların Su İhtiyacı

 Kasların %70'i sudur. Hareket için gerekli olan enerjinin oluşumu, suyun bu denli yoğun olduğu bir ortamda gerçekleşir. Su eksikliğinde kaslar tam verimle çalışamazlar.
Egzersiz ve yoğun antrenmanlar öncesi, sırası ve sonrasında, sporcular susamayı beklemeden uzmanlarca önerilen miktarda su/sıvı içmelidir. Hareket kaslarda ısıyı artırır. Bu esnada vücudu soğutmanın en etkin yolu terlemedir. Ancak terle birlikte vücuttan önemli miktarda su kaybı olur ve su eksikliği oluşur. Su kaybı saatte 1–3 litreye ulaşabilir. Bu kayıp acilen yerine konmalıdır. Aksi takdirde terleme zorlaşır, kişi güçten düşer ve egzersize devam etmek istemez.
Su eksikliği vücuttan isinin uzaklaştırılamamasına bağlı olarak sıcak bitkinliği ve sıcak çarpması belirtileriyle giderek şiddetlenir. Sıcak bitkinliğinde bas dönmesi, sersemlik, bulantı, bas ağrısı hissedilirken, sıcak çarpmasında vücut sıcaklığı artar, deride kuruma ve bilinç kaybı ortaya çıkar.
Bunu önlemenin en önemli yolu sporcuların yarışma öncesi, yarışma süresince ve sonrasında sıvı tüketmeleridir.
Sporcuların antrenman veya maç sonrasında idrarları açık sâri renkteyse sıvı düzeyleri yeterlidir. Ancak koyu renkte ve az miktardaysa sıvı düzeyleri azalmıştır. Bunun bir diğer kontrol yöntemi antrenman (maç) öncesi ve sonrasında vücut ağırlığının tartılmasıdır. Antrenman öncesiyle sonrası arasında oluşan kilo kaybının en az ayni miktarda sıvı tüketerek yerine konulması performans açısından son derece önemlidir.

  •  

Yolculuk Ve Su

 Uçak yolculuğu, dağ tırmanışları gibi yüksek rakımlara çıkıldıkça, vücudun su kayıp oranı artar. Ayrıca uçakta fark edilmese de ortamın nemi de düşüktür. Yolculukta vücudun kaybettiği suyu hızla geri kazanabilmek için, su veya limonla tatlandırılmış sıcak su içmek gerekir.

  •  

Vücutta Su eksikliği:

  •  

Günlük su kaybı

İnsan vücudu gün boyunca sürekli su kaybeder. Günlük kayıp miktarı ortalama 2,5 litre (200 el’lik bir su bardağıyla hesaplandığında, 12–13 su bardağı) kadardır. Su kaybının yolları ve miktarı şöyledir:

İdrarla su kaybı 1- 1,5 litre ( 5–7 su bardağı)

Solunumla su kaybı 350 ml (yaklaşık 2 su bardağı)

Terlemeyle su kaybı 0,5–1 litre (3–5 su bardağı)

Diski ile su kaybı 180 ml (yaklaşık 1 su bardağı)

Kaybedilen su, diğer içecekler, kati besinler ve besin öğelerinin vücutta yanmasından oluşan su ile yerine konmaya çalışılır. İnsanlar yedikleri kati gıdalardan gün boyunca 3–4 su bardağı kadar su alırlar. Besinlerin vücutta yanması sırasında ise yaklaşık 1 su bardağı kadar su oluşur. Su ve diğer içecekler kalan su ihtiyacının karşılanmasına yardımcı olurlar. Yaşamsal faaliyetlerin sürdürülebilmesi için su kaybının gün içinde mutlaka yeniden yerine konması gerekir.

  •  

Su eksikliğinin sinyalleri

Vücut su eksikliği yasadığını su sinyallerle işaret eder:

Bulantı, Kusma, Bas ağrısı ,Sürekli sıcaklık hissi ,Dudaklarda ve dilde kuruma hissi, Seyrek veya az idrara, çıkma ve idrar renginin koyulaşması, Sersemlik, Deride kuruma, Kaslarda ve eklemlerde acıma hissi, Vücutta kalori oluşumunda yetersizlik, Sürekli sindirim sistemi sorunları, Kas tonusun da azalma, sürekli, yorgunluk, sersemlik hissi ve kas krampları

  •  

Susamayı Beklemeyin

Vücudun suya ihtiyaç duyduğunun sinyali olarak, “susuzluk hissini” almak büyük bir yanılgıdır. Çünkü insan beyni, vücudun su eksikliği yasadığını ne yazık ki yeteri ölçüde algılamaktan acizdir. Ayrıca, insanlarda susama hissi, bir bardak suyla bile ortadan kalkar ve içtiğimiz su bedenimizin suya doymasına yeterli olmayabilir.

Oysa hayvanlarda durum böyle değildir. Örneğin katırlar, yük taşırken kaybettikleri 18 litre suyu, 5–6 dakika aralıksız su içerek yerine koyar. İnsanlar ise örneğin, 3,5 litre suyu terle kaybettiklerinde, duydukları susuzluk hissini sadece 0,5 litre su içtiklerinde bile bastırabilirler. Eğer su gereksiniminin bir göstergesi olarak sadece susama duygusu dikkate alınırsa yüzde 3,5'luk bir kaybın yerine konulması 12–24 saat gerektirebilir

  •  

Vücudu Susuz Bırakmamak İçin Şunları Unutmamak Gerekir:

Her zaman hissedilenden daha fazla suya ihtiyaç olduğu unutulmamalı.

Bu ihtiyaç eğer alkol, çay, kahve içme alışkanlığı varsa daha da fazladır.

Alkol, çay, kahve benzeri içecekler de, bazı ilaçlar gibi böbreklerin daha çok su atmasına neden olurlar. Sonuçta vücudun su kaybı daha fazla olur.

Doktorların buna yönelik olarak önerisi alkol, çay, kahve içildiğinde ekstradan bir onun kadar da su içilmesidir.

Vücuttan kaybedilen suyu yerine en kolay koyabilecek içecek sudur.

  •  

Su İpuçları


Ağırlığınızın yarıdan fazlasını su oluşturur ve bunu korumak, sağlıklı olmak için çok önemlidir. Çünkü vücudumuzdaki suyun her gün yaklaşık 2,5 litresi terleme, soluma, sindirim sistemi atıkları gibi nedenlerle kayba uğrar. Bunu yerine koymak için daima en iyi seçim su içmektir.

Her yerde, her zaman su için...

Gün boyunca kendinize bol bol su molası verin.

Yemeğe bir kâse çorba ile başlayın. Yemek sırasında en az bir bardak su veya içecek için.

Fiziksel aktiviteye su içerek başlayın, aktivitenizi su içerek sürdürün. Aktiviteniz bittiğinde su içmeye devam edin.

Otomobilde, trende, uçakta kısaca tüm yolculuklarda yanınızda mutlaka en az bir sise su bulundurun.

  •  

Damak tadınıza uygun suyu seçin

Elbette ki suyun tadı çok önemlidir. Tat ne kadar iyi ise onu içmekten o kadar çok zevk alacaksınız. Suyunuzun tadını hissedin! Suyunuzu seviyor musunuz? Bedeninizi dinleyin! Gerçekten yeterli su içiyor musunuz?

  •  

Daha çok su için! Zihniniz daha iyi çalışsın

Beyninizin yaklaşık yüzde 75'i sudur. Sıcak, soğuk havalarda vücuttan fazlaca su kaybetmek ve yeterince su içmemek zihinsel performansınızı düşürür. Su içerek bedeninizin suya doymasına ve beyninizin işlevini en iyi şekilde yerine getirmesine yardımcı olun.

Düşünün! Gerçekten yeterli su içiyor musunuz?

  •  

Daha çok su için! Günlük kalori ihtiyacınızı dengeleyin!

Su kalori vermeden midenizde doygunluk hissinin oluşmasına yardımcı olur. Böylece makarna, pilav, börek vb. yüksek kalorili yemeklere karsı daha iradeli olmanızı sağlar. Öğünlerden önce ve öğünler sırasında daha çok su içerseniz doygunluk hissinizi sürekli yenileyerek gereksiz kalori alımından kaçınabilirsiniz.
Geçin aynanın karsısına! Gerçekten yeterli su içiyor musunuz?

  •  

Sağlığı Korumada Su:

  •  

HASTALIKLAR VE SU

  •  

Ağız sağlığı ve Su

Su tüketimi yetersizliği, tükürük bezlerinin fonksiyonlarını bozmaktadır. Özellikle yaslı bireylerde iştahı etkilediğinden, bu konu daha da önem taşımaktadır. Besin tüketimi zorlaşmakta ve beslenmeye bağlı sorunlar ortaya çıkmasına zemin hazırlamaktadır. Tükürük salgısının azalması, diş sağlığını da olumsuz etkilemektedir.

  •  

Amebiazis

Entamoeba hystolytica adli parazitin neden olduğu bir hastalıktır. Gelişmekte olan ülkelerde sıklıkla görülür. Su ve besinlerle bulaşır. Belirtiler parazit alındıktan sonra 1–4 hafta içinde ortaya çıkar. Mide ağrısı ve krampları, kanlı diski, ateş ile kendini gösterir. Nadiren de olsa karaciğere yayılabilir. Su güvenliğinin olmadığı yörelerde suyun kaynatılarak içilmesi, sise suyu tüketilmesi ya da gazlı içecekler alınması önleyici olması bakımından gereklidir. Bulaşma bardak vs ile de olabileceğinden bu ürünlerin kendi ambalajında tüketilmesi yararlı olacaktır. Kişisel hijyen kurallarına uyulması ve besinler için de ayni özenin gösterilmesi şarttır

  •  

Anemi/Kansızlık

Tüm dünyada yaygın olarak görülen aneminin ana nedeni demir eksikliğidir. Demir eksikliği dünyada en yaygın olarak görülen beslenme eksikliği problemidir. Demirin eksik alınmasının yanında su kaynaklarının güvenli olmayışı nedeniyle ortaya çıkan enfeksiyon hastalıkları aneminin en önemli nedenini oluşturur. Anemiye neden olan enfeksiyon hastalıkları sıtma ve parazitlerdir. Anemide kırmızı kan hücreleri akciğerlerle alınan oksijeni vücut dokularına yeterince taşıyamaz. Buna bağlı olarak fiziksel ve zihinsel performans düşer. Anemiye en hassas gruplar bebekler, büyüme çağındaki çocuklar ve gençler, gebe kadınlar ve doğurganlık dönemi kadınlardır. Anemi hafif düzeydeyken belirtileri hissedilmeyebilir. Kansızlık ilerlediğinde halsizlik, yorgunluk, uyku hali, deri renginde, dudaklarda, tırnaklarda solukluk ile kendini gösterir. Aneminin iki ana nedeni beslenme eksikliği ve enfeksiyonlardır. Enfeksiyon hastalıkları dünyada 300 ila beş yüz milyon insani etkilemektedir. 44 milyon hamile kadın ve 20 milyon insan kancalı kurt, sistomiyazis enfeksiyonu taşımaktadır. Anemi aşırı kan kaybına da bağlı olabilir. Örneğin mide bağırsak enfeksiyonları sırasında kan kaybı ortaya çıkar. Aneminin suyla ilişkili en önemli nedenleri malnütrisyon ve sudan bulasan enfeksiyonlardır.
Gebe kadın anemik ise bebeğin gelişimi bozulabilir. Zihinsel gelişimi gecikebilir. Anemi enfeksiyon hastalıklarına direnci düşürür.

  •  

Ateşli Hastalıklar ve Su

İnsan, vücut sıcaklığını 37 C koruyacak pek çok mekanizmaya sahiptir. Ancak ateşli hastalıklarda bu denge bozulur ve sıcaklık yükselir. 40 cc’in üzerine çıkarsa enzimler tahrip olur, ölüm ortaya çıkabilir. 38 Cin üzerindeki her 1 C derecelik artış için en az 1–2 bardak daha fazla su içilmelidir. Çünkü vücuttan buharlaşma ile su kaybı artmıştır. Suyun bolca içilmesi ateşin düşürülmesine ve böbreklerden atik maddelerin rahatça atılmasına yârdim eder. Bu nedenle ateşli hastalıklarda sık aralıklarla ve sulu yiyecekler yenilmelidir. Su, komposto suları, çorba, meyve suları su ihtiyacının karşılanmasına yardımcı olurlar. Çocuklar ateşin yan etkilerine daha hassastırlar. Ateşli çocuklarda dehidrasyonun kolayca oluşacağı unutulmamalıdır.

  •  

Bağışıklık Sistemi ve Su

Bağışıklık sistemi beslenme (yetersiz kalori ve karbonhidrat âlimi, vitamin ve minerallerin eksikliği veya fazlalığı), uykusuzluk, şiddetli stres, aşırı egzersizden olumsuz etkilenir. Sıvı tüketiminin yetersiz olması ani su kayıplarının yerine konmaması da bu değişiklikleri uyaran en önemli faktörlerden birisidir. Bu durumda kanda stres hormonları artar, solunum sisteminde özellikle burun ve tükürük salgılarında koruyucu hücre sayılarının ve mikroorganizmaları öldürücü özelliklerinin önemli düzeyde azaldığı gözlenmiştir

  •  

Böbrek Tasları ve Su

Günümüzde toplumun yüzde 12 ila 15'inde böbrek tası şikâyetleriyle karşılaşılmaktadır. Böbrek tası oluşumunu etkileyebilecek risk faktörleri, yas, cinsiyet kalıtımsal özellikler, is koşulları, coğrafi koşullar ve beslenme seklidir. Beslenme sekli içinde en etkili faktör sıvı âliminin yetersizliğidir. Sıvı âlimi yetersiz olduğunda idrar miktarı azalır. İdrar miktarı düşük olan toplumlarda böbrek şikâyetleri daha çok görülmektedir. Çünkü yetersiz sıvı alındığında tas yapan maddelerin idrardaki yoğunluğu artmaktadır. Günde 1 litreden daha az idrar yapan kişiler tas riskinin arttığını bilmelidirler. Eğer sıvı tüketimi artırılarak idrar miktarı günde 2,5 litreye kadar çıkarılabilirse böbrek tası şikâyeti olan kişilerde ilaç kullanmaksızın ve diyetlerinde başka bir değişiklik yapmaksızın yeniden tas oluşumu önlenebilmektedir. Hipokrat, idrar yolunda tas şikâyetlerinin azaltılması için hastalarına bol miktarda su içmelerini önermiştir. Tas riski taşıyan kişiler her öğün, öğün araları ve yatmadan önce en azından birer bardak su içmelidirler. İçilen toplam su miktarı kadar, su tüketiminin tüm güne yayılmasının da önemli olduğu unutulmamalıdır. Tas şikâyeti olan kişiler sıcak havalarda ve yoğun egzersiz yaptıktan sonra sıvı ve su tüketimini daha da artırmalıdırlar

  •  

Giardiyazis

iardia lamblia adli bir parazit nedeniyle ortaya çıkan sindirim sistemi enfeksiyonu hastalığıdır. Sık karşılaşılır. Özellikle su temizliğinin yeterli olmadığı yörelerde önemli bir problemdir. Bu parazit ince bağırsaklarda çoğalır ve bağırsak hareketleriyle dışarıya atılır. Bu nedenle insan dışkısı bulaşmış sağlıksız sular ve tuvaletten sonra el yıkamama, hastalığın en önemli bulaşma yollarıdır. Parazit vücuda girdikten 7–10 gün içersinde (bu süre bazen 4 haftaya uzar) hastalık ortaya çıkar. Belirtileri ishal, yağlı diski, karında kramplar, şişkinlik hissi, gaz, halsizlik ve kilo kaybıdır. Bazı insanlar bu paraziti taşımalarına rağmen hastalık belirtisi göstermeyebilir, ancak dışkılarıyla hala başka insanlara bu hastalığı bulaştırmaya devam ederler. Bu hastalığı önlemenin en iyi yolu kişisel temizliğe dikkat etmek ve güvenli içme sularını seçmektir. Klorlamanın zaman zaman etkisiz kalabileceği, karbon filtrelerin yapıdan uzaklaştıramadığı giardiyazis'i sudan ayrıştıran en önemli yöntem ters ozmozdur. Güvenli içme suyu bulunmadığında, su kaynatılarak içilmelidir. Bağışıklık sistemi bozulmuş olan hastalarda bu parazit önemli bir sağlık sorunu yaratır.
Giardiyazis, Amerika'da son 15 yılda en sık görülen su kaynaklı hastalıktır. Bu parazitle bulaşmış olan sular hastalık için iyi bir kaynaktır.
Sürekli yolculuk edenler, yuva ve kreşlerde bakılan çocuklar, dağcılar bu enfeksiyonla sık karsılaşabilirler. Bu nedenle her zaman ters ozmoz gibi bu paraziti ayrıştıran bir yöntemle filtrasyon sürecinden geçirilmiş güvenli sular tercih edilmelidir.

  •  

Infeksiyoz Hepatit (Sarilik)

Hepatit, karaciğerin enfeksiyona neden olan veya enfeksiyon etmeni olmayan nedenlerle iltihaplanmasıdır. Suyla geçerek hepatite neden olan iki virüs vardır. Bunlar, Hepatit A ve Hepatit E'dir. Hastalık ateş, halsizlik, iştah kaybı, bulantı, karında rahatsızlık hissi ile baslar, birkaç gün içinde sarilik ortaya çıkar. Bir iki haftadan, çok şiddetli durumlarda birkaç aya kadar devam edebilir. Suyun güvenli olmadığı yörelerde önemli bir sağlık problemi olarak ortaya çıkar. Hepatitten korunmada su güvenliği büyük önem taşır

  •  

İshal

Tüm dünyada ölümlerin yüzde 4'ü ishalden kaynaklanır. Her yıl 2,2 milyon kişi ishalden ölmektedir. Gelişmekte olan ülkelerde bu rakamın çoğunluğunu çocuklar oluşturmaktadır. Sulu ve sık sık dışkılamayla kendini gösteren ishal sindirim sisteminde bir enfeksiyon neticesinde ortaya çıkar. Enfeksiyonun tipine bağlı olarak diski çok sulu ya da kanlı olabilir. Bakteri, virüs ve parazitlerle bulaşmış su ishalin en önemli nedenidir. İshal, güvenli içme ve kullanma suyunun kısıtlı olduğu ya da temizleme sistemlerinin yetersiz olduğu yörelerde ya da kişisel hijyene dikkat edilmediğinde çok daha sık görülür. İnsan dışkılarıyla kirlenmiş olan sularla bulaşabildiği gibi hayvan dışkılarıyla da bulaşabilir. Kirli sularla sulanmış sebze ve meyveler, ishal etmeni olan mikroorganizmalar bulaştırabilirler. Su temizliği ishalden korunmada en önemli etmendir.

  •  

Kanser ve Su

Toplumda tüketilen sıvı miktarı ile kanser görülme sıklığı arasında doğrudan bir bağlantı olduğu çeşitli çalışmalarda gösterilmiştir. İsrail’de yapılan bir çalışmada mesane, prostat, böbrek ve testis kanserli hastalar, sağlıklı kontrol bireyleriyle karsilastirildiginda çok daha az sıvı tükettikleri bulunmuştur. Hawaii'de yapılan bir çalışmada mesane, böbrek ve idrar yolu kanser riskinin sıvı alimi özellikle de su tüketimi ile ters ilişki gösterdiği bulunmuştur. Kadınlarda su tüketimi arttıkça kolon kanseri görülme riski azalmaktadır. Günde 5 bardaktan daha fazla su içen kadınlarda 2 ve daha az su içen kadınlara göre kolon kanseri riskinin yüzde 45 daha düşük olduğu görülmüştür. Suyun göğüs kanseri riski ile de önemli bir ilişkisi bulunmuştur. Su içme alışkanlığı olan kadınlarda göğüs kanseri riskinin daha düşük olduğu belirlenmiştir. Sıvı tüketiminin yetersiz olusu, hücre içindeki suyun azalmasına yol açtığından kanser etkisi yapabilecek maddelerin hücrelerden uzaklaştırılmasının zorlaşacağına dikkat çekilmektedir.

  •  

Kolera

Bağırsaklarda görülen akut bir enfeksiyon hastalığıdır. Vibrio cholerae adli bir bakterinin yol açtığı bu hastalık ağrısız sulu bir ishal, bulantı ve kusmayla baslar. Beslenme bozukluğu olan kişilerde belirtiler çok daha ağır seyreder. Hızla dehidrasyon ve tedavi edilmezse yüzde 50 oranında ölüm görülür. Hızla ve yeterli bir tedavi ölüm oranını yüzde 1'in altına düşürür. 2000 yılında 140 bin kolera vakasının 5 bini ölümle sonuçlanmıştır. İçme suyunun güvenli olması korunmak için en temel faktördür. Bunun dışında kişisel temizlik ve güvenli besin kaynakları önem kazanır. Tedavide kaybedilen su ve tuz, yerine konulmalıdır. Koleralı hastalar 3–6 gün içinde iyileşirler. Kolera özellikle yolculuk yapanlarda sağlık sorunu oluşturabilir, kaynatma, klorlama ve iyot eklenmesi suyu kolera açısından güvenli kılar.

  •  

Kriptosporidiozis

Oryptosporidium parvum adli parazit ile oluşur. En önemli belirtisi sulu ishaldir. Karında kramp, bulantı, hafif ateş, su eksikliği ve ağırlık kaybı oluşur. Belirtiler parazit alındıktan 2–10 gün sonra ortaya çıkar. Bağışıklık sistemi normal olan kişilerde hastalık birkaç gün nadiren bir-iki hafta sürer. Ancak parazit dışkıda daha uzun süre görülmeye devam eder. Bazen belirtiler tekrar edebilir. Çocuk ve yaslılarda uzun süreli ishal ve dehidrasyon tehlikeli olabilir. Bağışıklık sistemi zayıflamış hastalarda; örneğin, HIV +, kemoterapi alan kanser hastaları, organ nakli yapılmış hastalar ve bağışıklık sistemini baskılayıcı ilaç kullananlarda son derece ciddi ve uzun süre devam eder. İshal varsa bol bol sıvı tüketilmelidir. Parazit genelde yüzey sularında ya da bunlarla karışmış diğer sularda bulunur. Bu nedenle daha çok bulaşma yolu çeşme sularıdır. Multi-bariyer uygulamalar suları bu parazitten arındırmada önem taşır. Klorlamaya dirençlidir. Yeterli dozda kullanılırsa ozon da bu paraziti öldürür. Ters ozmoz filtrasyon yönteminin bu parazitin oksitlerini ayırıcı etkisi vardır.

  •  

Malnütrisyon /Beslenme bozukluğu

Özellikle gelişmekte olan ülkelerde önemli bir sağlık problemidir. Yeterli besin bulamama, yanlış besin seçimi vücudun enfeksiyon durumunda besin öğelerinin yeterli emilememesi ve vücutta kullanılamaması malnütrisyona neden olur. Malnütrisyon hastalanma ve erken ölüm riskini artırır. Gelişmekte olan ülkelerde 5 yas altı çocukların yaklaşık yarısının ölümünde rol oynar. Beslenme durumu bozulmuş olan kişilerin enfeksiyon hastalıklarıyla karsı karsıya kalmasının en önemli nedenlerinden biri sağlıksız içme sularıdır. Malnütrisyon durumunda aşırı zayıflık, kas ve organ dokularında ileri derecede kayıp söz konusudur. İshalden şikâyet edenlerde besin kaynakları yeterli sağlansa dahi bu besinler yeterince kana karışamadığından sekonder beslenme bozukluğu ortaya çıkar. Bunun sonucunda ortaya çıkan malnütrisyon bağışıklık sistemini zayıflattığından diğer enfeksiyon hastalığının şiddeti artar ve diğer enfeksiyon etmenlerinin vücuda yerleşmesi kolaylaşır. Savaşlar ve doğal afetler alt yapı sistemlerini bozduğundan, bu dönemler güvenli suyun daha da önem kazandığı dönemlerdir. Malnütrisyonun önlenmesinde su temizliği ve hijyen çok önemlidir.

  •  

Tifo ve Paratifo

Tifo ve paratifo, Salmonella typhi ve paratyphi etkisiyle oluşan enfeksiyon hastalıklarıdır. Bu hastalığın bulaşmasındaki en önemli yollardan bir tanesini su oluşturur. Sindirim sistemi ve kan dolaşımındaki bakteri enfeksiyonu tifo ateşine neden olur ve buna bağlı olarak iştahsızlık, bas ağrısı, kabızlık, ishal, göğüs bölgesinde kırmızı renkte lekeler, karaciğer ve dalakta genişleme gözlenir. Ateş 39–40 derece civarındadır. Mikroorganizma vücuda girdikten sonra, 1–3 hafta içinde bu belirtiler ortaya çıkar. Paratifo ateşinde bu belirtiler daha hafif seyreder. Bu hastaların bir bölümü iyileştikten sonra da bakteriyi vücutlarında taşımaya devam ederler. Tifo ve paratifo ateşi geri kalmış ülkelerde içme sularının güveni olmaması nedeniyle daha yaygın olarak görülür. Dünyada yılda 17 milyon tifo vakası görüldüğü rapor edilmektedir. Bu hastalıkları önlemek için kişisel hijyen kurallarına uyulması ve besinlerin temizliğine özen gösterilmesi ve en önemlisi güvenli su alımına dikkat edilmesi gerekiyor.

  •  

Suda Kalite ve Güven:

  •  

Güvenli su nedir?

Güvenilir su zararlı bakteriler, zehirli materyaller ve kimyasalları içermeyen sudur. Lezzet, renk, koku ve sertlik derecesi suyun güvenilirliğini etkilemez.

“Yüksek kaliteli su, politik sloganlardan, muhafazakarların rüyalarından daha fazla bir şeydir; yüksek kaliteli su, doğru miktarda, doğru yerde, doğru zamanda, sağlığımız, kendimizi yenilememiz ve ekonomik gelişme için zaruri olandır.”
(Senatör Edmund S Muskie, ABD, 1 Mart 1966'da yaptığı konuşmadan)

  •  

Evde kullanılan suda KURSUN riskini en aza indirmek için ne yapmalıyız?
İçmek, yemek pişirmek ve bebek besinlerini hazırlamak için mutfakta sadece soğuk su musluğunuzu kullanınız. Sıcak akan suda kursun ve diğer metaller daha çok bulunur. Eğer musluğunuzu 6–8 saat kullanmadıysanız soğuk suyu açıp sıcaklığı iyice düsene kadar akıtın, daha sonra kullanın. Böylece borularda bekleme sırasında birikmiş metallerin atılmasını sağlamış olursunuz.

  •  

Suda klor kalıntıları (trihalometanlar) ve parazit tehlikesini en aza indirmek için ne yapmalıyız?
İçme suyunuzu en az 1 dakika üzeri açık olarak kaynatın ve soğutun. Böylece tüm klor kalıntıları buharla kaybolacak ve parazitler ölecektir. Eğer bu suyu hemen kullanmayacaksanız buzdolabında saklayın.

  •  

Eğer bağışıklık sisteminizi zayıflatan bir rahatsızlığınız varsa…
ABD hastalık Önleme ve Kontrol Merkezinin (CDC) önerisine göre, içme suyu en az 1 dakika açık olarak kaynatılmalı veya parazitleri yok eden bir filtrasyon sistemi ile temizlenmelidir. Diğer bir yol distile edilmiş veya ters ozmoz ile filtre edilip ozonlama uygulanmış sise sularının tercih edilmesidir.

  •  

Sise suları çeşme sularından farklı mıdır?
Evet. En önemli farklılık suyun kaynağıdır. Şehir suları genellikle göl, nehir, baraj ve bentlerden sağlanır. Bu nedenle zararlı öğelerin suya karışma riski fazladır. Sise suları ise genelde koruma altına âlinmiş yeraltı su kaynaklarından elde edilir. Çeşme ve sise sularının dağıtım sistemleri farklıdır. Şehir suları kilometrelerce uzunluktaki borularla evimize ulaşırken, sise suları fabrikalarda şişelenirler. Sise suları ayrıca klor veya klorlama kalıntıları içermez. Bu nedenle yapılarında trihalometanlar bulunmaz. Sise sularının çoğu klor yerine oksijenin bir formu olan ozonla veya UV ile bakterilerden arındırılır. Klorlanmış çeşme suları bazen istenmeyen bir lezzet veya kokuya sahip olabilirken, bu koku sise sularında görülmez. Çeşme sularında kursun ve alüminyum bulunma riski daha fazladır.

  •  

Kursun bulaşmış içme suları ve çocuklar.
Depo ve tanklarda bekletilmiş içme sularına dikkat!

ABD'de kursun zehirlenmesi çocuklar için önemli bir çevre sağlığı problemidir. 1988–1991 yılları arasında 1–5 yas arasındaki 1,7 milyon çocukta kan kursun seviyelerinin yüksek olduğu (10 mikrogram/DL ve üzerinde) belirlenmiştir. Bunun nedenini anlamak için Arizona Sağlık Hizmetleri tarafından yürütülen incelemede bu çocukların evlerindeki içme sularının depodan evlere verildiği ve bu depodan gelen suyun kursun seviyelerinin sinir değerlerin 30 kat üzerinde olduğu saptanmıştır. ABD güney-doğu Kaliforniya ve güney-bati Arizona'da yaklaşık 11 bin ev ve işyeri su ihtiyacını depoda bekletilmiş sudan karşılamaktadır. Bu yörelerde çocukların tolere edilebilir kursun alım limitinin 41 katından daha fazla kursun almakta oldukları saptanmıştır.

  •  

ÇOCUK IÇIN GÜVENILIR SU

Bebeğe verilecek suyun ve tabii ki mama hazırlanacak suyun güvenilir olması büyük önem taşımaktadır. Güvenli olmayan su çocuğun pek çok hastalığa yakalanmasına neden olabilir.
Bunlar arasında hastalık yapabilecek en önemli grubu mikroorganizmalar oluşturur. Amipli dizanteri, basili dizanteri, para tifo ve tifo, kolera gibi hastalık etmenleri suda bulunabilir ve hastalık yapabilir. Bunlar genelde belirtilerini hızla gösterir ve genellikle de kusma, ishal ile ortaya çıkarlar. Suya ayni zamanda uzun dönemde sağlığı olumsuz etkileyebilecek tarım ilaçları kalıntıları, ağır metaller ve solventler karışmış olabilir. Bunlar eğer belirtilen sinir değerlerin üzerindeyse mide bağırsak problemlerine, deride hassasiyete yol açabilir. Kanser ve diğer kronik hastalık risklerini artırabilir.

Sudan gelebilecek zararlı öğelerin çocuğun sağlığına etkileri su şekilde sıralanabilir:

Nitrit: 6 ayin altındaki bebeklerde mavi bebek sendromuna yol açar. Bebeğin renginde morarma ve kısa kısa nefes alma durumu ile ortaya çıkar.
Kursun: Fiziksel ve zihinsel gelişmede gecikme.
Bakir: Bulantı-kusma.
Mikroorganizmalar: Sindirim sistemi problemleri (ishal, kusma).
Dezenfektan artıkları (klor gibi): Gelişmeyi olumsuz etkileyebilir.

  •  

Mucizevi Madde "Su"

  •  

Ünlü biyokimyacı Prof. A. E. Needham, 'The Uniqueness of Biological Materials' (Biyolojik Materyallerin Benzersizliği) adlı kitabında, yaşamın oluşması için mutlaka sıvı maddelerin varlığının zorunlu olduğunu anlatır. Eğer evrenin kanunları sadece maddenin katı ve gaz haline izin vermiş olsa, hayat hiçbir zaman var olamayacaktır. Çünkü katı maddelerde atomlar birbirleri ile çok içiçe ve durgundurlar ve canlı organizmaların gerçekleştirmek zorunda oldukları dinamik moleküler işlemlere kesinlikle izin vermezler. Gazlarda ise atomlar hiçbir istikrar göstermeden serbestçe uçuşurlar ve böyle bir yapı içinde canlı organizmaların karmaşık mekanizmalarının işlemesi mümkün değildir.

Kısacası, hayat için gerekli işlemlerin gerçekleştirilmesi için, sıvı bir ortamın varlığı zorunludur. Sıvıların en ideali—daha doğrusu tek ideal olanı—ise sudur. Suyun hayat için olağanüstü derecede uygun özelliklere sahip olduğu, eskiden beridir bilim adamlarının dikkatini çekmiştir. Suyun genel doğa kanunlarına aykırı gibi görünen bazı termal özellikleri de, bu maddenin yaşam için özel yaratıldığının bir kanıtıdır.

Sular her zaman yüzeyden donarlar ve buz her zaman suyun üzerinde yüzer, dibe batmaz. Eğer suyun tüm diğer sıvılar gibi soğudukça yoğunluğu artsaydı, yani buz suyun dibine batsaydı, bu durumda okyanuslar, denizler ve göllerde, donma alttan başlayacaktı. Alttan başlayan donma yüzeyde soğuğu kesecek bir buz tabakası olmadığı için, yukarı doğru devam edecekti. Böylece Dünya'daki göllerin, denizlerin ve okyanusların çok büyük bölümü dev birer buz kütlesi haline gelecekti. Böyle bir Dünya'nın denizlerinde hiçbir canlı yaşayamazdı. Denizlerin ölü olduğu bir ekolojik sistemde kara canlılarının varlığı da mümkün olamazdı. Kısacası Dünya, eğer su "normal" davransaydı, ölü bir gezegen olacaktı.


Bilinen tüm maddeler ısıları düştükçe büzüşürler. Bilinen tüm sıvılar da yine ısıları düştükçe büzüşür, hacim kaybederler. Hacim azalınca yoğunluk artar ve böylece soğuk olan kısımlar daha ağır hale gelir. Bu yüzden sıvı maddelerin katı halleri, sıvı hallerine göre daha ağırdır. Ama su, bilinen tüm sıvıların aksine, belirli bir ısıya (+4 oC'ye) düşene kadar büzüşür, ama sonra birdenbire genleşmeye başlar. Donduğunda ise daha da genleşir. Bu nedenle suyun katı hali, sıvı halinden daha hafiftir. Yani buz, aslında "normal" fizik kurallarına göre suyun dibine batması gerekirken, su üstünde yüzer.

Suyun yukarıda anlatılan özelliği, Dünya üzerindeki denizler açısından çok önemlidir. Eğer bu özellik olmasa, yani buz suyun üzerinde yüzmese, Dünya üzerindeki suyun çok büyük bir bölümü tamamen donar, göllerde ve denizlerde hiçbir yaşam kalmazdı. Bu gerçeği biraz daha detaylı olarak inceleyelim. Dünya'nın pek çok yerinde soğuk kış günlerinde ısı 0oC'nin altına düşer. Bu soğuk elbette denizleri ve gölleri de etkiler. Bu su kütleleri giderek soğurlar. Soğuyan tabakalar dibe doğru çöker, daha sıcak kısımlar yüzeye çıkar, ama bunlar da havanın etkisiyle soğur ve yine dibe doğru çöker. Ancak bu denge sıcaklık, 4oC'ye gelince birden değişir, bu kez ısının her düşüşünde, su genleşmeye ve hafiflemeye başlar. Böylece 4oC'lik su en altta kalır. Daha yukarıda oC, onun üstünde 2oC, böylece devam eder. Suyun yüzeyi ise 0oC'ye vararak donar. Ama sadece yüzey donmuştur. Yüzeyin altında kalan 4oC'lik bir su tabakası, balıkların ve diğer su canlılarının yaşamlarını sürdürmeleri için yeterlidir.

Eğer böyle olmasa ne olurdu? Su "normal" davransaydı, tüm diğer sıvılar gibi onun da ısı kaybına paralel olarak yoğunluğu artsaydı, yani buz suyun dibine batsaydı ne olurdu?Bitkiler hiçbir pompaları veya kas sistemleri olmadığı halde, toprağın derinliklerindeki suyu metrelerce yukarı taşırlar. Bunun sebebi yüzey gerilimidir. Bitkilerin köklerindeki ve damarlarındaki kanallar, suyun yüzey geriliminden yararlanacak şekilde tasarlanmışlardır. Yukarı doğru gidildikçe daralan bu kanallar, suyun yukarı doğru "tırmanmasına" neden olurlar. Suyun yüzey gerilimi diğer sıvılarda olduğu gibi az olsaydı, bitkiler beslenemeyecek, dolayısıyla yaşamlarını sürdüremeyeceklerdi. Bitki örtüsü olmayan bir dünyada ise insan yaşamından söz etmek mümkün değildir. 


Bu durumda okyanuslar, denizler ve göllerde, donma alttan başlayacaktı. Alttan başlayan donma, yüzeyde soğuğu kesecek bir buz tabakası olmadığı için, yukarı doğru devam edecekti. Böylece Dünya'daki göllerin, denizlerin ve okyanusların çok büyük bölümü dev birer buz kütlesi haline gelecekti. Denizlerin yüzeyinde sadece birkaç metrelik bir su tabakası kalacak ve hava sıcaklığı artsa bile, dipteki buz asla çözülmeyecekti. Böyle bir Dünya'nın denizlerinde hiçbir canlı yaşayamazdı. Denizlerin ölü olduğu bir ekolojik sistemde kara canlılarının varlığı da mümkün olamazdı. Kısacası Dünya, eğer su "normal" davransaydı, ölü bir gezegen olacaktı.

Suyun neden "normal" davranmadığı, yani 4oC'ye kadar büzüştükten sonra neden birdenbire genleşmeye başladığı ise, hiç kimsenin cevaplayamadığı bir sorudur.

Suyun bu kendine özgü termal özellikleri sayesinde, kış ile yaz ya da gece ile gündüz arasındaki sıcaklık farkı daima insanların ve diğer canlıların dayanabileceği bir sınırda kalmaktadır. Dünya üzerindeki su miktarı karalara oranla daha az olmuş olsaydı, gece ile gündüz sıcaklıkları arasındaki fark çok artacak, karaların büyük kısmı çöle dönecek ve yaşam imkansızlaşacak ya da en azından çok zorlaşacaktı. Ya da suyun termal özellikleri farklı olsaydı, yine yaşama son derece elverişsiz bir gezegen ortaya çıkacaktı.

Harvard Üniversitesi Biyolojik Kimya Bölümü Profesörü Lawrence Henderson, suyun tüm bu termal özelliklerini inceledikten sonra şu yorumu yapar:

Özetlemek gerekirse, suyun bu özelliği üç yönden büyük önem taşımaktadır. Öncelikle, Dünya'nın ısısını düzenlemeye ve dengelemeye yarar. İkincisi, canlıların bedenlerinin ısı dengesinin mükemmel bir biçimde korunmasını sağlar. Üçüncüsü, meteorolojik çevirimleri destekler. Tüm bu etkiler, olabilecek en yüksek uygunlukta gerçekleşmektedir ve başka hiçbir madde bu yönd en su ile karşılaştırılamaz. 1 


SUYUN YÜZEY GERİLİMİ YAŞAMIN VAR OLMASI İÇİN ÖZEL AYARLANMŞTIR 

Yüzey gerilimi, sıvıların içindeki moleküllerin birbirlerini çekim kuvvetlerinden kaynaklanır. Her sıvının yüzey gerilimi farklıdır. Suyun yüzey gerilimi, bilinen diğer sıvıların hemen hepsinden daha yüksektir ve bunun çok önemli bazı biyolojik etkileri vardır. Bitkilerdeki etki, bunların başında gelir. Bitkilerin, hiçbir pompaları, kas sistemleri vs. olmadan, toprağın derinliklerindeki suyu metrelerce yukarı nasıl taşıdıklarını düşündünüz mü? Bu sorunun cevabı, yüzey gerilimidir. Bitkilerin köklerindeki ve damarlarındaki kanallar, suyun yüzey geriliminden yararlanacak şekilde tasarlanmışlardır. Yukarı doğru gidildikçe daralan bu kanallar, suyun yukarı doğru "tırmanmasına" neden olurlar.


Bu üstün tasarımı mümkün kılan şey, biraz önce belirttiğimiz gibi suyun yüksek yüzey gerilimidir. Eğer suyun yüzey gerilimi diğer sıvıların çoğu gibi düşük düzeyde olsa, geniş karasal bitkilerin yaşaması fizyolojik olarak imkansız hale gelecektir. Elbette bitkilerin olmadığı bir ortamda insanların varlığından bahsetmek de mümkün değildir.


Yüksek yüzey geriliminin bir başka önemli etkisi ise, kayaların parçalanmasıdır. Su, yüksek yüzey gerilimi nedeniyle, kayaların içinde bulunan küçük çatlakların en derinliklerine kadar sızar. Daha sonra havalar soğur ve sular donar. Donup buza dönüşen su, olağanüstü bir etki gösterip genleştiği için, kayaları zorlar ve zamanla parçalar. Bu, kayaların içindeki minerallerin doğaya kazandırılması ve aynı zamanda toprak oluşumu açısından hayati bir öneme sahiptir.


SUDAKİ KİMYASAL MUCİZE

Suyun tüm bu fiziksel özelliklerinin yanısıra, kimyasal özellikleri de yaşam için olağanüstü derecede idealdir. Bu özelliklerin başında, suyun çok iyi bir çözücü olması gelir. Neredeyse tüm kimyasal maddeler, suyun içinde uygun bir biçimde çözünürler.

Bunun yaşam için çok önemli bir etkisi, suda çözünen sayısız yararlı mineral ve benzeri kimyasalların, nehirler aracılığıyla denizlere aktarılmasıdır. Bu şekilde denizlere, yılda 5 milyar ton kimyasal madde taşındığı hesaplanmaktadır. Bu maddeler, sudaki yaşam için zorunludurlar.

Su, neredeyse bilinen tüm kimyasal reaksiyonları hızlandırır (katalize eder). Suyun bir başka kimyasal özelliği ise, kimyasal reaksiyonlara girme eğiliminin çok ideal bir düzeyde olmasıdır.

Su örneğin, ne sülfürik asit gibi aşırı derecede reaktif ve dolayısıyla parçalayıcı bir bileşim, ne de argon gibi hiçbir reaksiyona girmeyen durgun bir maddedir. Prof. Michael Denton'ın belirttiği gibi, "suyun reaksiyona girme düzeyi, onun hem biyolojik hem de jeolojik görevleri açısından olabilecek en uygun değerdedir". 2 

Suyun kimyasal özelliklerinin yaşam için uygunluğu, su hakkında yapılan her yeni araştırma ile biraz daha detaylı bir biçimde ortaya çıkmaktadır. Yale Üniversitesi'nden ünlü biyofizik profesörü Harold Morowitz, bu konuda şu yorumu yapar:

Son yıllarda, suyun daha önceden bilinmeyen bir özelliğinin anlaşılmasına yarayan gelişmeler olmuştur. Bu özelllik (proton iletkenliği), sadece suya has bir özellik olarak gözükmektedir ve biyolojik-enerji transferi ile hayatın kökeni açısından çok büyük öneme sahiptir. Bilgilerimiz arttıkça, doğanın (yaşam için) kusursuz uygunluğuna olan hayranlığımız da artmaktadır. 3 


SUYUN AKIŞKANLIK DEĞERİ DE BELLİ BİR HESABA GÖREDİR

Sıvı dendiğinde hepimizin gözünün önünde son derece akışkan bir madde canlanır. Oysa gerçekte sıvıların akışkanlıkları birbirinden çok farklı olabilir. Örneğin katran, gliserol, zeytin yağı ve sülfürik asit arasındaki akışkanlık farkları çok yüksektir. Bu sıvılar su ile karşılaştırıldıklarında ise, ortaya çok daha büyük farklar çıkar. Çünkü su, katrandan 10 milyar kat, gliserolden bin kat, zeytin yağından yüz kat ve sülfürik asitten de 25 kat daha akışkandır.

Su, üstteki karşılaştırmadan da anlaşıldığı gibi, çok yüksek bir akışkanlığa sahiptir. Hatta, eter ve sıvı hidrojen gibi normal formu gaz olan maddeler bir kenara bırakılırsa, suyun tüm sıvılar içinde akışkanlık değeri en yüksek madde olduğunu söyleyebiliriz.

Peki acaba suyun bu akışkanlık değerinin bizim için bir önemi var mıdır? Bu hayati sıvı, biraz daha az ya da fazla akışkan olsa, bizim için fark eder miydi? Prof. Denton bu sorulara şöyle cevap verir:

Eğer akışkanlığı daha yüksek olsaydı, su, hayat için uygun bir temel olma özelliğini kesinlikle yitirirdi. Örneğin akışkanlığı sıvı hidrojen kadar yüksek olsaydı, canlıların yapıları, tahrip edici etkiler karşısında çok daha şiddetli hareketlere maruz kalacaktı... Hassas moleküler yapıların su tarafından desteklenmesi mümkün olmayacak, canlı hücresinin son derece hassas olan yapısı yaşamını sürdüremeyecekti...

Öte yandan, suyun akışkanlığı biraz daha az olsaydı, (proteinler, enzimler gibi) makromoleküllerin ve özellikle mitokondri gibi özelleşmiş yapılar ile küçük organellerin kontrollü hareketleri imkansız hale gelecekti. Aynı şekilde hücre bölünmesi de imkansızlaşacaktı. Hücrenin tüm yaşamsal faaliyetleri fiili olarak donacak ve bizim bildiğimize benzer bir hücre yaşamı mümkün olmayacaktı. Hücrelerin embriyogenez (anne rahmindeki gelişim) sırasındaki hareket etme ve sürünme yeteneklerine bağlı olan daha yüksek organizmaların gelişimi ise, suyun akışkanlığının çok az bile daha düşük olması durumunda, kesinlikle gerçekleşemeyecekti. 4 Kanın % 95 i sudur. Eğer suyun akışkanlığı balınki ya da katranınki kadar olsaydı, hiçbir kalp böyle bir kanı pompalayamazdı. 


Suyun yüksek akışkanlık değeri, bizim için hayati öneme sahiptir. Eğer suyun akışkanlık değeri biraz bile az olsaydı, kanın kılcal damarlar yoluyla taşınması imkansızlaşacaktı. Örneğin, karaciğerin karmaşık damar ağı hiçbir zaman kurulamayacaktı.

Suyun akışkanlık değeri, sadece hücre içindeki hareketler bakımından değil, aynı zamanda dolaşım sistemi açısından da çok önemlidir.

Bir milimetrenin çeyrekte birinden daha büyük bir vücuda sahip olan tüm canlılar, merkezi bir dolaşım sistemine sahiptirler. Çünkü bu büyüklükten sonra, besinlerin ve oksijenin "difüzyon" yoluyla, yani doğrudan hücre içindeki sıvıya bırakılıp alınarak taşınması mümkün değildir. Vücudun içinde çok sayıda hücre vardır ve dışarıdan alınan havanın ve enerjinin, hücrelere birtakım "kanallar" yoluyla pompalanması, artıkların da başka birtakım "kanallar" tarafından toplanması gereklidir. Bu kanallar, damarlardır. Kalp ise bu damarlardaki akışı sağlayan pompadır. Damarların içinde akan şey ise, "kan" olarak bildiğimiz sıvıdır ki, aslında temel olarak sudan oluşur. (Kanın içindeki hücre, protein ve hormonlar çıkarıldığında geriye kalan ve "plazma" adı verilen sı